1 Aralık 2024 - 15:23
 Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısından Netanyahu ve Gallant'ın Tutuklama Kararına İtiraz Talebine Ret

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcısı Karim Khan, Siyonist rejimin Başbakan Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkındaki tutuklama kararının gözden geçirilmesi talebini reddetti. Khan, cuma günü yaptığı açıklamada, şu an için bu talebin geçerli olmadığını ancak yargı sürecinin ilerleyen aşamalarında böyle bir talebin gündeme gelebileceğini ifade etti.

Uluslararası Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı -ABNA- Netanyahu ve Gallant’a Yönelik Tutuklama Kararı
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin, işgalci rejim başbakanı Benyamin Netanyahu ve eski savaş bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze'deki Filistinlilere yönelik soykırım, savaş suçları, açlığı bir savaş taktiği olarak kullanması ve insanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle verdiği tutuklama kararı, Siyonist rejim üzerinde ağır bir darbe etkisi yarattı. İşgalci Siyonist rejim, bu kararı geçersiz kılmak için çeşitli girişimlerde bulunuyor.bu bağlamda çarşamba günü, Siyonist rejim, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin temyiz mahkemesine iki belge sundu.
14 sayfadan oluşan birinci belgeyle, "ön duruşma mahkemesi"nin yetkilerini sorgulayan katliamcı rejim, Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama kararı verme yetkisini reddetti. Yine 13 sayfadan oluşan ikinci belgede ise mahkemenin, davanın İsrail'de görülmesine yönelik talebi reddetmesine itiraz edildi. Siyonist rejim, tutuklama kararının askıya alınmasını talep ederek, mahkemenin kararında geri adım atmasını umuyor.
 UCM'nin Tarihi Kararı ve İsrail’in Tepkileri
Uluslararası Ceza Mahkemesi, 21 Kasım'da Benyamin Netanyahu ve Yuav Gallant hakkında savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve Gazze halkını aç bırakma gibi suçlardan dolayı tutuklama emri çıkardı. Bu emsalsiz karar, Siyonist rejimin sert tepkisine yol açtı. İsrail, bugüne kadar ABD'nin desteğiyle Filistin direniş gruplarını "terörist" olarak göstermeye çalışırken, kendisini mağdur konumunda sunma çabası içerisindeydi. Ancak, Gazze halkına yönelik büyük çaplı ve sistematik suçlar, kasıtlı soykırım girişimleri, açlık silahı kullanımı, Gazze şeridinde yaşayan milyonlarca insani mecburen göç etmeye zorlaması ve başta Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı olmak üzere yardım kuruluşlarının faaliyetlerini engelleme gibi eylemler, uluslararası toplumun Siyonist rejimi kınamasına ve liderlerinin yargılanması talebine yol açtı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Karim Khan, birkaç ay önce soykırımcı rejim başbakanı ve savaş bakanı Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama kararı talebinde bulunmuş ve mahkeme bu talebi kabul etmişti. Bu karar, İsrail ve en büyük destekçisi ABD’yi şaşkınlığa uğrattı. İsrail Başbakanlık Ofisi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni "İsrail’i yalnızlaştırmak ve Yahudi devletine karşı terörizmi desteklemekle" suçladı. İsrail rejimi hükümetin muhalefet lideri Yair Lapid ise tutuklama kararını "terörizme ödül" olarak nitelendirdi.
 ABD'nin Müdahalesi ve Eleştirileri
ABD, sahte rejim İsrail'in uluslararası yargı kurumlarında yargılanmasını engellemek için çeşitli girişimlerde bulundu. Güney Afrika, İsrail’i 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal etmekle suçlayarak Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmasının ardından, bunun ardından Beyaz Saray bu girişime açıkça karşı çıktı. Benzer şekilde, Netanyahu ve Gallant’a yönelik tutuklama kararına da üst düzey ABD yetkilileri sert tepki gösterdi. Amerika Başkanı Joe Biden, kararı "utanç verici" olarak nitelendirirken, Beyaz Saray sözcüsü Karine Jean-Pierre, ABD'nin bu kararı tamamen reddettiğini açıkladı. ABD’li senatör Lindsey Graham, Uluslararası Ceza Mahkemesi kararının uygulanması durumunda Washington’un müttefiklerine uyarıda bulunarak onlara yaptırımlar uygulayabileceği tehdidinde bulundu. 
 Kararın Küresel Etkisi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Direnci
Fakat tüm bu baskılara rağmen, Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Karim Khan’ın, bebek katili Benyamin Netanyahu ve savaş bakanı Yuav Gallant hakkındaki tutuklama kararının gözden geçirilmesine yönelik talebe karşı duruşu, uluslararası toplumun bu iki suçluya karşı oluşturduğu konsensüsün kolayca bozulamayacağını gösteriyor. Bu durum, İsrail ve ABD’nin yoğun çabalarına rağmen adaletin sağlanması yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.